KLAS Isıtma Soğutma Klima

Araştırma ve İncelemeler

Binalara Enerji Performansı Yönetmeliği ;

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından çıkartılarak Resmi Gazete'de yayımlanan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği, 5 Aralık 2009'dan itibaren yürürlüğe girmiştir.

 Yönetmelik gereğince, bu tarihten sonra yapılacak binaların limitli yıllık enerji tüketimi miktarına göre "Enerji Kimliği Belgesi" düzenlenmesi gerekecek.

Isı Yalıtımı Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kubilay Ulu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yönetmeliğin, bir binanın bütün enerji kullanımlarının değerlendirilmesini, böylece binalarda enerji performans kriterlerinin ve uygulama esaslarının belirlenmesini ve sera gazı emisyonlarının sınırlandırılarak çevrenin korunmasını amaçladığını söyledi.

Yönetmeliğin hedefleri arasında, yeni ve ruhsata tabi oranda tadilat yapılacak mevcut binalar için minimum enerji performans gereklerinin belirlenmesini ve ısıtma - soğutma sistemleri kontrolünün yapılmasının yer aldığını belirten Ulu, yönetmelik ile "Enerji Kimlik Belgesi"nin zorunlu hale gelmesinin en başta ısı yalıtımını zorunlu kıldığını ifade etti.

Ulu, 5 Aralık tarihinden itibaren yeni yapılacak binaların limitli yıllık enerji tüketimi miktarına göre "Enerji Kimlik Belgesi" düzenlenmesi gerekeceğini ifade ederek, "Artık yapılan her bina bu yönetmeliğe göre projelendirilmek zorunda olacak ve belediyeler binaların ısı yalıtımlı olup olmadığını denetleyecek" dedi.

Ulu, binaların görünür bir yerine asılacak belgenin, asgari olarak binanın enerji ihtiyacı ve enerji tüketim sınıflandırması, yalıtım özellikleri ve ısıtma-soğutma sistemlerinin verimiyle ilgili bilgileri içereceğini bildirdi.

BEYAZ EŞYADAKİ GİBİ SINIFLANDIRMA
Ulu, "Konutlar aynen beyaz eşyalarda olduğu gibi A'dan G'ye kadar sınıflandırılıyor. A sınıfı, tasarruflu ve SEG (Sera Gazları Emisyonu Göstergesi) emisyonu düşük konutları, G sınıfı ise enerji israf eden ve SEG emisyonu yüksek konutları işaret edecek" diye konuştu.

Yeni bir ev satın almak ya da kiralamak isteyenlerin öncelikle binaların "Enerji Kimlik Belgesi"ne bakacaklarını anlatan Ulu, şöyle konuştu:

"Binanızın, kimliğinde yer alan miktardan fazla enerji tükettiği belirlenebilecek ve yaz-kış yüksek fatura ödemeyi göze almak istemeyenler bu evleri tercih etmeyecek. Artık otomobiller gibi binaların da ne kadar enerji tükettiğini bileceğiz."

Yönetmeliğin ilk etapta yeni binaları kapsayacağını anımsatan Ulu, belediye sınırları içindeki her yeni binanın bu yönetmeliğe uygun olarak projelendirilmek zorunda olduğunu bildirdi.

Ulu, mevcut binalarda ise sisteme uyum için 10 yıllık süre tanınacağını, yalıtımsız binaların şimdiden önlem almaya başlamaları gerektiğini sözlerine ekledi.

 


ENERJİ VERİMLİLİĞİ KAPSAMINDA SANAYİDE YÜKSEK VERİMLİ

ELEKTRİK MOTORLARININ KULLANILMASI;

Türkiye net elektrik enerjisi tüketiminin yaklaşık %48'i sanayi sektöründe, sektörden

sektöre farklı olmakla birlikte sanayide tüketilen elektrik enerjisinin de ortalama %70'i

elektrik motor sistemlerinde tüketilmektedir. Ayrıca sanayide kullanılan elektrik

motorlarının %90'ı üç fazlı alternatif akım asenkron motorlarıdır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız tarafından, ülkemizde üretilen elektrik

enerjisinin önemli bir kısmını tüketen elektrik motor sistemlerinde enerji verimliliğinin

artırılması amacıyla, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı işbirliği ile ENVER MOTOR

HAREKETİ başlatılmıştır. Bu hareketin amacı ülkemizde yaygın olarak kullanılan

verimsiz motorların verimli motorlar ile değiştirilerek enerji tasarrufunun

sağlanmasıdır.

Motorlarda Enerji Verimlilik Sınıfları

Günümüzde elektrik motorları 90kw’a kadar genel olarak 3 temel verimlilik sınıfında

üretilmekte ve değerlendirilmektedir. 90kw üstü motorlar için de bir verimlilik

standardının oluşturulmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.

EFF1 sınıfı = En verimli

EFF2 sınıfı = Orta verimli

EFF3 sınıfı = En verimsiz

CEMEP üyesi ülkelerde en fazla EFF2 sınıfı motorlar kullanılırken, ülkemizde ise en

yaygın kullanımı EFF3 sınıfı motorlar oluşturmaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere

ciddi anlamda enerjiyi israf etmekteyiz.

 CEMEP üyesi ülkelerde en fazla EFF2 sınıfı motorlar kullanılırken, ülkemizde ise en

yaygın kullanımı EFF3 sınıfı motorlar oluşturmaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere ciddi anlamda enerjiyi israf etmekteyiz.

 Neden Ülkemizde en çok EFF3 sınıfı motorlar yaygın ?

Çünkü diğer verimlilik sınıfındaki motorlara göre ilk satın alma maliyeti UCUZ!!!!

Verimli motorlar standart olarak kullanılan (EFF3) motorlardan genellikle %10 ile %25

arası daha pahalıdır.

EFF3 sınıfı motor tercihi doğru bir karar mı?

!!! HAYIR !!!

Neden EFF1 sınıfı motor tercih etmeliyiz?

Çünkü, EFF1 motorların ilk satınalma maliyeti EFF3 motorlara göre pahalı

olmasına rağmen elektrik tüketimleri daha düşük olduğundan zaman içerisinde

kullanıma bağlı olarak daha ucuza gelmektedirler.

 

ÖRNEK HESAP:

  • · 75kw - 1500dev/dak EFF-1 sınıfı (en verimli) bir motor ile yine 75kw-

1500dev/dak EFF-3 sınıfı (en verimsiz) bir motorun maliyetini karşılaştıralım.

  • · 75kw EFF-1 motor verimi = %94,7
  • · 75kw EFF-3 motor verimi = %93,5
  • · Motorların haftada 5 gün ve günde 24 saat çalıştığı varsayılırsa ki, çoğunlukla

daha fazla çalışmaktadır, bu da yaklaşık olarak 6000 saat eder.

  • · Motorların genel olarak %75 yük faktörü ile çalıştığı kabul edilebilir.
  • · 75kw EFF-1 motor KDV dahil fiyatı = 5240 TL
  • · 75kw EFF-3 motor KDV dahil fiyatı = 4210 TL
  • · Elektriğin yaklaşık birim maliyeti = 0,22957 TL / kwh (01 Ekim 2008 İşyeri fiyat tarifesi)

Yıllık Elektrik = Motor Gücü(kw) x Yük Faktörü x İşletme Saati x [ (1 /Verim_EFF3) - (1/Verim_EFF1)

 

Tasarruf Miktarı

Yıllık Elektrik Tasarrufu = 75 kw x 0,75 x 6000 saat x [ ( 1 / 0,935 ) - ( 1 / 0,947) ]

= 4574 kwh/yıl

Yıllık Elektrik faturasından = 4574 kwh/yıl x 0,22957 TL/kwh yapılacak tasarruf

= 1.050 TL/yıl

Verimli motor(EFF1) ile verimsiz motor(EFF3) arasındaki fiyat farkı = 5240 – 4210

= 1030 TL dir.

Buna göre verimli motor almak için fazladan verilen 1030 TL ;

1030TL / 1050 TL/YIL = 0,98 YIL = 12 Ay

gibi kısa bir sürede geri kazanılır.

Diğer yandan motorun ortalama ömrü 20 yıl kabul edilirse verimli motor kullanmakla;

(20 yıl – 0,98 yıl) x 1.050 TL/yıl = 19.971 TL

kara geçildiği görülür.

Bu sadece 1 adet 75kw motor için hesaplanan değer olup çok sayıda elektrik motoru

bulunan işletmelerde çok daha ciddi kazanç anlamına gelecektir!

BURADAN DA GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE GÜNÜMÜZDE ELEKTRİK BİRİM

FİYATLARINDAKİ ARTIŞLAR DA GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULSA VERİMLİ

MOTOR KULLANILMASININ İLK YATIRIM MALİYETİNİN FAZLA OLMASINA

RAĞMEN KARLI OLACAĞI AŞİKARDIR.


HASTANE ENFEKSİYONLARI ÖLDÜRÜYOR;

 

Hastane enfeksiyonlarının, diğer enfeksiyonlardan daha dirençli olduğu, özellikle yoğun bakım ünitelerinde enfeksiyon meydana geldiğinde ölüm oranının yüzde 70`leri bulduğu bildirildi.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, hastane enfeksiyonlarının, sağlık hizmetinin sunumu esnasında hastada gelişen ve hastaneye yattıktan 48-72 saat, taburcu olduktan sonra da ortalama 10 gün içerisinde ortaya çıkan enfeksiyonlar olarak tanımlandığını söyledi.

Ertek, hastane enfeksiyonlarının bakterilere, mantarlara, parazitlere ve virüslere bağlı gelişebileceğini belirterek, hastanın ateşinin çıkması, ameliyat yerinde akıntı olması, kanında normalde olmaması gereken bulguların tespit edilmesi, solunum fonksiyonlarında ve fiziki muayenede bazı değişikliklerin belirlenmesi gibi durumların hastane enfeksiyonunun göstergesi olduğunu söyledi. Bulguların mutlaka laboratuvar testleriyle teyit edilmesi gerektiğini ifade eden Ertek, hastane enfeksiyonlarını tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını anlattı.

Ertek, hastane enfeksiyonlarının hastaneden hastaneye, ülkeden ülkeye ve hastane içindeki servisten servise göre değiştiğini ve en sık tıbbi cihaza bağlı yaşayan hastaların tedavi gördüğü yoğun bakım ünitelerinde görüldüğünü söyledi. Hayatın başlangıç ve bitiş dönemindeki hastaların da hastane enfeksiyonları açısından risk altındaki gruplar olduğunu belirten Ertek, ``Bağışıklık sistemlerinin çok zayıf olması nedeniyle 65 yaşın üzerindekilerde ve yeni doğanlarda özellikle ilk 1-2 ay içinde enfeksiyon riski çok daha fazladır`` dedi.

``ÖLÜM ORANI YÜKSEK``

Ertek, hastane enfeksiyonunun verdiği tahribatın, diğer enfeksiyonlara göre daha fazla ve ölüm oranının da daha yüksek olduğunu bildirdi. Hastanede oluşan mikroorganizmaların diğer mikroplardan daha fazla dirençli olduğunu kaydeden Ertek, özellikle yoğun bakım ünitelerinde çoklu dirençli mikroplara bağlı bir enfeksiyon meydana geldiğinde ölüm oranının yüzde 70`leri bulabileceğini söyledi.

Ertek, ``ABD`de her yıl 90 bin insan hastane enfeksiyonlarından dolayı yaşamını yitiriyor. Türkiye`de, kesin veriler olmadığı için rakam veremiyoruz. Şartların aynı olduğunu kabul ettiğimizde ve ABD ile Türkiye`nin nüfusunu orantıladığımızda, ABD`nin, Türkiye`nin 4 katı nüfusu olduğuna göre, Türkiye`de de yılda en az 20 binin üzerinde insanın hastane enfeksiyonu nedeniyle öldüğünü kabul edebiliriz`` diye konuştu.

Mikroorganizmaların savunma sistemlerinin, kullanılan ilacın ağırlığına bağlı olarak daha dirençli hale geldiğini anlatan Ertek, ``Kullanılan antibiyotiklere bağlı olarak, vücuttaki antibiyotiğe duyarlı olan mikroorganizmalar kaybolur onun yerine dirençli olanlar yerleşmeye başlar ya da o antibiyotiğe duyarlı olan mikroorganizma bu antibiyotikle karşılaştığında direnç göstermeye başlar`` dedi.

Ertek, hastane enfeksiyonunu ortadan kaldırmak için kullanılacak ilaçların pahalı olduğunu, kimi zaman birden fazla antibiyotiğin bir arada kullanılabileceğini belirterek, ``Hastaya uygulanan tedavi dışında bir de ortaya çıkan hastane enfeksiyonunu tedavi etmek hem maliyeti artırır, tedavi sürecini uzatır ve hasta kaybına neden olur`` diye konuştu.

``TEDAVİ MALİYETİNİ ARTIRIYOR``

Hastane enfeksiyonlarına bağlı olarak, hastanede yatış süresinin uzadığını, tedavi maliyetinin arttığını kaydeden Ertek, ``Hastane enfeksiyonu tedavisi, her bir hasta için ana hastalığın tedavisi dışında yaklaşık 1500 dolar ilave yük getiriyor`` dedi.

Ertek, hastane enfeksiyonlarının tek sorumlusunun hastane koşulları ve sağlık personeli olduğunun altını çizerek, hastane enfeksiyonlarından kişisel hijyen ve önlemlerle korunmanın mümkün olmadığını söyledi.

Hastanın, yara yerini ellemesinin, fazla ziyaretçi kabul etmesinin, hijyen kurallarına uymamasının da hastane enfeksiyonunun gelişmesini kolaylaştıracağı uyarısında bulunan Ertek, hastane enfeksiyonunun temas yoluyla bulaştığına da dikkati çekti. Ertek, sağlık personelinin, refakatçinin ve hastanın el temizliğinin çok önemli olduğuna ifade ederek, şunları kaydetti:

``Eller, sağlık personeli tarafından her hastaya temastan önce ve sonra, eldiveni giymeden ve çıkardıktan sonra mutlaka bol su ile sabun ya da alkol bazlı dezanfektanlarla en az 30 saniye temizlenmelidir.

Hastanın kullandığı yatak çarşafları, araç gereçler temiz ve her hastaya kullanılan malzeme o hastaya özgü olmalı. Özellikle enfekte olduğu bilinen hastaların mutlaka hastanelerde izole edilmesi gerekir. O hastanın kullandığı malzemeler steril edilmeli, atıklar temizlenmeli.`` Ertek, hastanede uzun süreli yatışların da enfeksiyon riskini artırdığını kaydederek, ``Ameliyat saatinden kısa bir süre önce yatış yapılmalı ve hasta uygun olan en kısa zaman içinde taburcu edilmeli`` dedi.

``HEMŞİRE VE UZMANLARA EĞİTİM VERİLİYOR``

Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığının Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile birlikte hastane enfeksiyonlarını azaltma yönünde harekete geçtiğini belirten Ertek, 2005`ten itibaren Hastane Enfeksiyonları Bilimsel Danışma Kurulunun kurulduğunu, Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği hazırlandığını ve enfeksiyon kontrol hemşireliği eğitimi verildiğini ve şu ana kadar 247 hemşirenin sertifikalandırıldığını bildirdi.

Ertek, bu alanda çalışan uzmanlara eğitim verildiğini ve yaklaşık 70 uzmanının hastane enfeksiyonları konusunda sertifikalandırıldığını söyledi.

SAYIŞTAYIN HASTANE ENFEKSİYON RAPORU

Öte yandan, Sayıştay Başkanlığınca hazırlanarak TBMM`ye gönderilen ``Hastane Enfeksiyonlarıyla Mücadele`` konulu performans denetim raporunda da Türkiye`de hastane enfeksiyonu oranının yüzde 5-15 arasında seyrettiği belirtildi.

Raporda, ``Sağlık Bakanlığınca hastane enfeksiyonları ile ilgili istatistiki veriler ve hastane enfeksiyonları ile mücadele için mevcut imkanlar konusunda durum analizi yapılmamış, amaç, hedef ve stratejiler belirlenmemiştir`` denildi.

Hastane enfeksiyonları, ``mücadele faaliyetlerinin planlanması ve organizasyon yapısının yeterliliği`` ile ``izleme ve önleme çalışmalarının etkinliği`` ana başlıkları altında incelendi. Performans Denetimi Grubunca 5`i üniversitelere, 14`ü Sağlık Bakanlığına bağlı toplam 19 hastanede yerinde denetim gerçekleştirildi. 119 kamu hastanesinde de anket çalışması yapıldı. Ayrıca, farklı branşlardan çok sayıda uzman ve akademisyenle görüşüldü.

``HASTANELERİN ÇOĞUNDA KAYIT SİSTEMİ BULUNMUYOR``

Hastane enfeksiyonları konusunda, tıp fakülteleri ve hemşirelik okullarında verilen eğitimlerin yetersiz olduğu ifade edilen raporda, ``Hastanelerin büyük çoğunluğunda hastane enfeksiyonlarının durumunu tam olarak ortaya koyabilecek etkin ve sistemli çalışan bir hastane enfeksiyonları kayıt sistemi (sürveyans) oluşturulamamıştır. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı tarafından yapılan 2005 yılı hastane enfeksiyonu faaliyet raporlarının analizine göre, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerin yaklaşık yüzde 57`sinde sürveyans yapılmamaktadır`` görüşüne yer verildi.

Yürütülen sürveyans sistemi konusunda uygulama standartları bulunmadığı, bu kapsamda yapılan çalışmalarda hastanelerin mikrobiyoloji laboratuvarından yeterince yararlanılmadığı, bir kısmının da sağlıklı sonuçlar üretebilecek yapıdan uzak olduğu belirtildi.

``ANTİBİYOTİK KULLANIMINA YÖNELİK POLİTİKA YOK``

Türkiye`de antibiyotik kullanımı konusunda ulusal hedef ve politikaların belirlenmediği ifade edilen raporda, hangi antibiyotikten yıllık ne kadar tüketildiğine ilişkin herhangi bir veri de bulunmadığı kaydedildi.

Hastanelerde antibiyotik kullanımı konusunda hekimlere yeterli eğitim verilmediği de kaydedilen raporda, ``antibiyotik kullanımı konusunda hekimlerin gereksiz ve yanlış uygulamaları ortaya çıkabildiği, bu nedenle hastane enfeksiyonları ile mücadele faaliyetleri olumsuz etkilendiği`` belirtildi.

``ENFEKSİYON KONTROL STANDARTLARI HALA BELİRLENMEDİ``

Bakanlık tarafından enfeksiyon kontrol ilkelerinin belirlenmediği ve bu nedenle hastanelerdeki uygulamalarda farklılıklar görüldüğü belirtilen raporda, ``yönetmelikte, enfeksiyon kontrol standartlarını içeren kılavuzların, Bakanlıkça yönetmeliğin yayımından itibaren 6 ay içinde çıkarılacak genelge ile düzenleneceği hükmü yer almış olmasına rağmen, aradan geçen zamana karşın kılavuzların hazırlanması konusunda yeterli çalışma yapılmadığı`` kaydedildi.

Hastanelerde enfeksiyon kontrol komitelerinde görevli enfeksiyon kontrol hemşirelerinin sayı ve nitelik olarak yetersiz olduğu, ``enfeksiyon kontrol ekibi`` dışındaki üyelerin komite çalışmalarına yeterli desteği vermediği ifade edildi.

 


GENEL MAHAL İÇ HAVA KALİTESİ ÖNERİLERİ;

Çalışanların ve diğer kullanıcıların kapalı bina hastalığına (Sick Building Syndrome) yakalanmamaları ve verimli bir çalışma ortamı için, iç hava kalitesi (Indoor Air Quality) gerekleri aşağıdaki gibi önerilmektedir.

 1-       Mahal sıcaklığını 21..23 °C arasında tutunuz,

2-       Ortam basıncını + 3..7 Pascal arasında tutunuz,

3-       Taze hava miktarını kişi başına 25 m3/h civarında olmasını sağlamaya çalışınız,

4-       Taze hava alış menfezlerinin tozlu, kokulu ve kirli ortamlardan uzak olmasına özen gösteriniz,

5-       İç mahallerde kullanılan eşyaların kirlilik (kimyasal ve fiziksel) üretmeyen malzemelerden imal edilmiş olmasına dikkat ediniz,

6-       Mahallerde üretilen nemi uygun drenaj sistemleri ile uzaklaştırınız; yoğuşmadan dolayı küf, mantar vs. oluşmasına engel olunuz,

7-       Menfezlerin etrafındaki kirlenmeler mahal içinde aşırı parçacık üretimi olduğunun habercisidir. Toz üretim kaynaklarını gözden geçiriniz ve fanlarını, filtrelerini periyodik olarak temizlettiriniz,

8-       Havalandırma ve klima cihazlarının, kanalların ve filtrelerin temiz olmasını sağlayınız,

9-       Havalandırma sistemlerinde yeterli filtreler kullanarak, tanecik, ozon, formaldehit ve diğer aerosollerin mahallere ulaşmasına engel olunuz,

10-   Sistemi işletirken binada yaşayanların istek ve şikâyetleri ile izlenimlerine değer veriniz ve iç hava kalitesi ile ilgili gerekli analizleri yaparak/yaptırarak bu bilgiler doğrultusunda çözümler geliştiriniz.